EN TR

İHRACAT YAPALIM AMA NASIL ?

//İHRACAT YAPALIM AMA NASIL ?

İHRACAT YAPALIM AMA NASIL ?

Türkiye ekonomisinde ne zaman negatif gelişmeler yaşansa, ekonomiden anlayan herkes, kriz ortamından çıkabilmek için dış pazarlara açılmaktan, ihracata ağırlık vermekten bahseder.  Böylece dönemsel olarak küçülen ve tahsilat sıkıntıları oluşan iç piyasaya satış yapmak yerine, dış pazarlara, başka ülkelere ihracat yaparak firmaların hem üretimini hem de cirosunu koruyabileceğinden hatta artırabileceğinden söz edilir.

Kulağa hoş geliyor değil mi?

Diğer yandan kendi ülkemizde dahi sattığımız malların bedelini vaktinde alabilmek için uğraşırken bir de farklı ülkelere mal gönderip nasıl paramızın peşinde koşacağız?

Bu konu ilk başta korkutucu gelse de aslında hiç de göründüğü kadar zor değil !

Ayrıca Türkiye’nin dış ticaret rakamlarının gelişimine baktığımızda yaşanan ciddi krizlerden ihracat artışı ile hızla çıkıldığı görülecektir.

 

İhracata yönelerek dış pazarlara açılmaya karar verdik ama ne tür risklerle karşı karşıya kalabiliriz?

Akla ilk gelen risk tabii ki ödeme riski olacaktır. Fakat ödeme aşamasına gelene kadar olan süreçte malın yüklenmesi, nakliyesi, alıcının malı kabul etmemesi, alıcının ülkesindeki yerel mevzuat değişiklikleri, ülkenin ödeme gücündeki negatif değişiklikler, yasaklamalar, gümrük sorunları, kur riski vs pek çok risk ile karşı karşıya kalabiliriz.

Bu kadar risk varken ihracat yaparak başımıza iş almaya gerek var mı?

Tabii ki evet!

Bu işi yaparken ortaya çıkabilecek tüm risklerin farkında olur ve bunlara karşı doğru önlemleri alırsak hiç de göründüğü kadar korkutucu olmayacaktır.

Öncelikle ihracat yapacağımız müşterileri bulmamız gerekiyor.

Bu konuda biraz araştırmacı olmak ve ticari bağlantılar kurmak gerekiyor. Uluslararası fuarları takip etmek, internet kullanarak dünyanın pek çok ülkesi ile ilgili mal ticareti, firma ve gümrük bilgilerini içeren web sitelerinde araştırmalar yapmak, diğer yandan T.C.Ticaret Bakanlığı’dan, KOSGEB’den, İhracatçı birliklerinden destek alarak ticaretini yaptığımız malları satabileceğimiz firma ve pazarları bulmak mümkün.

 

İhracat yapacağımız ülke ve müşteriyi belirledik, sonra?

Alıcıyı bulduktan sonra ilk iş olarak firma ile görüşmede mutabık kaldığımız tüm şartları hukuki bir sözleşme haline getirmemiz ve koşulları bu sözleşmede açık açık belirterek herhangi bir aykırılıkta ne şekilde işlem yapılacağını ve gerektiğinde hangi mahkemelere başvurulması gerektiğine kadar detaylandırmamız gerekmektedir.

Sözleşme konusu genelde ufak bir detay gibi görünse de oldukça önemlidir. İster ilk defa ihracat yapıyor olalım, isterse ihracat konusunda çok deneyimli olalım herhangi bir problemde nasıl bir hukuki yol izleyeceğimizin baştan yazılı olarak belirlenmiş olması tahsilatı veya tazminatı sağlayabilmek için son derece önemlidir. Unutmamak gerekir ki, farklı bir hukuk sisteminin geçerli olduğu ülke ile iş yapıyoruz, herhangi bir anlaşmazlık halinde uluslararası hukukçular ile çalışmamız gerekecek, ülkeler arası yolculuklar, ilave masraflara katlanarak mal bedelinin tahsilatını yapmamız mümkün olacaktır.

Yıllardır aynı firmalar ile iş yapan ihracatçılar dahi, iş yaptıkları firmanın veya firma çalışanının kötü niyetli hareketi ile nakliye firmasının sebep olabileceği bir hasarla, iş yaptıkları firmanın bu defa malı almaktan vazgeçmesi durumu ile, malın kabulü sırasında gereken bir belgenin temin edilememesi durumu gibi akla gelebilecek pek çok sorunla karşılaşabilmekte ve bu sorunların çözümünde sözleşmede belirlenen mercilere başvurularak çare aranmaktadır. Bunlar gibi akla gelebilecek pek çok sebepten dolayı yapılacak ticaret ile ilgili detaylı sözleşmenin yapılması ve gerektiğinde hangi mahkemeye başvurulacağı açık açık belirtilmiş olmalıdır.

 

Mevzuat, yasal düzenlemeler?

2000 li yılların ortasına kadar Türkiye’de dış ticaret ile ilgili mevzuat oldukça karmaşık ve detaylı idi. Fakat artık eskisi gibi onlarca sayfalık mevzuat düzenlemesi yok, belli başlı temel kuralları bilmek ve güncel olarak yetkili mercilerin yaptığı düzenlemeleri takip etmek yeterli. En basit hali ile elimizin altında internet denen sonsuz bilgi kaynağı var ve anlık olarak her tür gelişmeyi takip edebiliyoruz. Tereddüt ettiğimiz konularda ise çalıştığımız bankaya veya danışmanlık veren kurumlara başvurarak her tür bilgiyi temin edebiliriz.

Öncelikle kanun koyucunun piyasada ihtiyaç duyulduğu anda uygulamaya aldığı birtakım yasal düzenlemelerden haberdar olmamız gerekir.

Örneğin yakın geçmişe kadar ihracat bedellerinin takibi ve ülkeye getirilmesi konusunda hiçbir engel yok iken bu makalenin yazıldığı tarih itibarı ile ihracat yapan bir firmanın mal bedellerini gümrük çıkış işlemlerinden itibaren 180 gün içinde Türkiye’ye getirmesi ve gelen bu bedellerin en az %80 inin bankalara satılarak TL’na çevirmesi gerekiyor. Yerel makamlar döviz piyasasındaki hareketler doğrultusunda böyle bir düzenleme yapmış durumda.

Bunun dışında ihracatımızı artırmak, farklı ödeme türleri ile işlem yapmak ve farklı karakterdeki ülkelere mal satmak istiyorsak, biraz daha uluslararası düzenleme ve kuralları da öğrenmemiz gerekiyor. Örneğin Milletlerarası Ticaret Odası(ICC) düzenlemeleri gibi.

Bunların yanında, ihraç edeceğimiz malların gümrük işlemlerini halletmek, gerekli prosedürleri tamamlamak üzere işini bilen bir gümrükçü ile çalışmamız, yurt içi satışlarımıza ilaveten yurt dışına farklı döviz cinsleri ile satış yapıyor olmamız dolayısı ile döviz piyasalarını takip eden, döviz risklerine karşı firmamızın finansmanını düzenleyebilecek kadrolar ile çalışmamız gerekecektir.

 

Peki ya ödeme?

İhraç edilecek mal bedelinin ödemesinin hangi ödeme yöntemi ile yapılacağı konusu en önemli unsurlardan biridir. Uluslararası ticarette ne gibi ödeme yöntemleri kullanılır, hangileri daha güvenilir olur, avantajları dezavantajları nelerdir bu konuda bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Bunun için öncelikle kendimizi eğitmemiz gerekir! Eğitim danışmanlık firmalarından yararlanmak ve sonrasında gerekiyorsa işleme aracılık eden bankadan da destek almakta fayda var.

Ödeme yöntemlerine baktığımızda uluslararası ticarette çok güvenli ödeme yöntemleri yanında yoğun olarak oldukça riskli yöntemler de kullanılmaktadır.

İhracatçı açısından en rahat ve güvenli yöntem peşin ödeme yöntemidir. Bu yöntemde satıcının pazarlık gücünün çok kuvvetli olması, piyasada ciddi itibar sağlamış olması, o malın üretiminde ciddi söz sahibi olması gibi unsurlar gerekir. Böyle bir firma daha malını yüklemeden mal bedelini tahsil ederek gönül rahatlığı ile malı gönderir, herhangi bir tahsilat endişesi taşımaz. Fakat bu yöntemin kullanımı gittikçe azalmakta, büyük ölçüde güven sorunu olan alıcı veya ülkelere yapılan satışlarda tercih edilmektedir.

Peşin ödeme dışında, ihracat akreditifi ile mal satmak, hatta akreditife banka teyidi de alarak olası her tür riski tamamen bertaraf etmek mümkündür. Fakat bu kadar güvenli ödeme yöntemini kullanmak için akreditifin nasıl kullanıldığını iyi bilmek gerekiyor ki bu oldukça kapsamlı bilgi ve deneyim gerektirmekte. İlaveten, sağladığı ödeme garantisinin yanı sıra hem alıcı hem de satıcı için en yüksek maliyetli ödeme yöntemidir.

Alıcı firmalar piyasada güven yaratmış güçlü firmalar ise veya bulundukları ülkenin önde gelen, yüksek pazar payına sahip firmalarından iseler hem akreditif açarak kredi limitlerini gereksiz doldurmayı hem de çok çeşitli masraf ve komisyona katlanarak bu yöntem ile mal almayı pek tercih etmezler. Bu tür firmalar yoğun rekabet ortamında farklı tedarikçilerden farklı ödeme avantajları ile de mal alımı da yapabildiklerinden ödeme yöntemini belirlerken daha fazla söz sahibi olmaktalar.

Dolayısı ile akreditif yöntemi son yıllarda yoğunlukla demir çelik gibi özellikli sektörlerde, çok yüklü tutarda ve detaylı dokümantasyon içeren alım satımlarda, ilk defa iş yapan ve  tarafların birbirlerinin hiç tanımadığı durumlarda ve yüksek riskli ülkeler ile yapılan ticarette tercih edilmeye devam etmektedir.

Peşin ödeme ve akreditif dışında, arada evrak gönderimi veya ödeme ile ilgili belirli sorumluluklar üstlenmek üzere tarafların bankalarının da yer aldığı vesaik mukabili, banka ödeme yükümlülüğü, “banka avalli” poliçeli ödemeler, ödeme garantileri ve bunların yanında çok basit işleyen fakat hiçbir ödeme garantisi taşımayan mal mukabili (açık hesap) gibi çeşitli çözümler de mevcuttur.

İhracatçı ile ithalatçı firmalar, ticaretin başlangıcında ödemenin bunlardan hangisi ile yapılacağını belirleyerek işleme başlar.

Bir sonraki yazımızda bu saydığımız ödeme türlerinden hangilerinin hem dünyada hem de Türkiye’de yoğun olarak kullanıldığını, uluslararası ticaretin gittiği istikameti ve olası risklere maruz kalmamak için ne tür ilave önlemler alınabileceğini inceleyeceğiz.

İyi çalışmalar

Atilla Buğdaycı

2019 Ocak

By | 2019-01-19T12:15:35+00:00 Ocak 11th, 2019|Categories: İş Dünyası|Yorum yok

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin