EN TR

DİJİTAL DÜNYA: ÜTOPYA MI, DİSTOPYA MI?

//DİJİTAL DÜNYA: ÜTOPYA MI, DİSTOPYA MI?

DİJİTAL DÜNYA: ÜTOPYA MI, DİSTOPYA MI?

Dünya hızla yepyeni bir düzene ve döneme doğru ilerliyor. Aslında sadece hızla değil, aynı zamanda hızlı bir dönemin içine de girmiş durumda. O kadar hızlı ki, bazen günün karmaşası, gündemin yoğunluğu, teknolojideki ilerlemeler, kaydettiğimiz zihinsel ve fiziki aşamaları düşündüğünüzde başımızı döndürecek kadar hızlı.

Şöyle bir geriye dönüp baktığınızda ne oldu da bu kadar hızlı aşama kaydetmeye başladı insanlık?

1800’lü yılların sonlarında buharlı makinanın icadına dayandırır birçok araştırma bu olguyu. Belki de 1950’lerden sonraki ani teknolojik gelişmelere. Ama gelinen noktada şu bir gerçek ki Turing’in, Moore’un adını anmadan geçen bir günümüz dahi yok artık. Zaten Turing’e ithafen meşhur “elma”yı görmeden, elimizden bırakmadan bir saniyemiz dahi geçmiyor. 1990’ların başında Berners Lee tarafından icat edilen “www” sayesinde ise gelişim ve bilişim katlanarak büyüyor.

Günümüzde Dünya artık 1 ve 0’lardan oluşan kodlarla da yetinmiyor. Veri dağları tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Anlamlı hale gelen verinin ise, biriktirenin elinde “petrol” kadar değerli olduğu kadar, saatli bir bombadan da farklı olmadığını söylemek lazım. Petrol değerinde çünkü günümüzün gerçeği: bedava bir hizmet veya ürün kullanabiliyorsanız aslında ürün sizsiniz, sizin etinizden de sütünüzden de istedikleri kadar faydalanabilirler. Ve maalesef buna da gönüllü olarak siz izin veriyorsunuz.

Dijital dünyaya giriş yaptığımız andan itibaren kullandığımız sosyal medya hesapları, bu mecradaki paylaşımlar, “like”lar, girdiğimiz alışveriş siteleri, oynadığımız oyunlar, banka internet veya mobil şubeleri, tıkladığımız reklamlar, videolar, yaptığımız aramalar, izlediğimiz filmler; kısacası bıraktığımız her ayak izimiz bu veri kartellerine bizi bizden daha iyi tanıyacak imkanlar sunmakta. İşte bu noktada bütün bu veriler saatli birer bomba haline geliyor. Tüm bilgilerimiz dijital ortamda. Peki, bu veriyi teslim ettiğimiz platformlar bunları korumak için gerçekten ne kadar istekli ve samimi? Acı gerçek şu ki; işte bu platformlar bu bilgileriniz sayesinde bir yandan her ne kadar anonimleştirilmiş olduğu söylense de, bilgilerinizi veri madencilerine pazarlarken, diğer yandan reklam firmaları ile de paylaşarak size özel reklamlar, kişiselleştirilmiş sayfalar sunabiliyor ve siz bundan çok hoşlanıyorsunuz. Ama arka planda aslında önemsiz gibi görülebilecek ufak detaydaki bilgiler birleşerek sizin hakkınızda kritik bir takım bilgileri oluşturabilir. Bu da verilerin çalınması, sızdırılması durumunda finansal olduğu kadar gizliliğin ihlali anlamında da size büyük zararlar verebilir. Zamanında Google’un eski CEO’sunun dedikleri tüyler ürpertecek cinsten: hiç kimsenin bilmesini istemediğiniz şeyleriniz varsa öncelikle o şeyleri yapmayın!

Günümüz yasa yapıcıları, kişisel verilerin gizliliğinin korunmasına ilişkin çıkardıkları yeni yasalar ve uygulamaya koydukları yaptırımlarla önlemler almaya çalışıyor. Diğer yandan Facebook’un Cambridge Analytica skandalı ise farklı bir boyutu gözler önüne seriyor: sosyal medya hesaplarında bırakılan izlerden çıkarılan kişilerin politik ve toplumsal fikirleri, bir ülkede seçim sonuçlarına etki edebilecek dramatik sonuçlar doğurabiliyor.

İnternet bilgiyi özgürleştirirken, veri madenciliği ve büyük veri gibi çalışma alanlarına malzeme sağlayan bu büyük sosyal medya platformları, özgürlüğün ağır bedellerini de bizlere hissettiriyor. Mahremiyet ve gizliliğimizi korumak için sosyal medya hesaplarımızdaki erişim izinleri ve kişisel gizlilik ayarlarının en üst seviyeye çıkarılması ise kafamızı kuma gömmekten farklı bir koruma sağlamıyor. Evet, her şeyi paylaştığımız, her şeyin paylaşıma dair geliştiği, bir paylaşım ekonomisinin oluşmaya başladığı bu yenidünya düzeninde, artık gizlilik ve mahremiyetin önemine dair farkındalığımız gün geçtikçe daha da artarak önemli hale geliyor.

İşte bu noktada merkezi yapılardan ziyade, kişinin kendi bilgilerini kendisinin yönetebileceği, uygun bilginin uygun ortamda uygun alıcılara açabileceği, kişinin ağın içinde anonim kalabileceği ve verinin dağıtık olarak şifrelenmiş bir şekilde depolanacağı yapılar artık bizlere daha iyi imkanlar sunmakta. Güvenlik açısından da birçok kaygıyı bu şekilde çözebilecek dağıtık yapılar, gayrı merkezi oluşumlar, özellikle blokzincir teknolojisinin hayatımıza girmesiyle birlikte çok daha yaygın hale geliyor olacak. Henüz emekleme dönemindeki bu yeni teknolojiye dayalı geliştirilen gayrımerkezi sosyal ağ platformlarına dair ilk örnekler ileriye dönük umutları yeşertiyor. Artık merkezi platform sahiplerinin kullanıcı bilgileri üzerinden yarattığı gelir modeli yerine, kullanıcının dağıtık yapıdaki ağlarda yapmış olduğu paylaşımlar ve yorumlara göre ödüllendirildiği, bağışlar ve teşvikler ile işleyen sistemler gelişiyor olacak. Bu sayede platform yazılımcıları kaynak kodlarını açık hale getirerek herkesin platformu geliştirme yönünde katkı vermesini sağlayabilmenin yanı sıra, kullanıcıların da elde edecekleri alternatif gelir akımları ile platforma bağlılıkları da yükselecek.

Bu yeni nesil sosyal medya platformlarına örnek olarak “Diaspora”, “all.me”, “Mastodon” ve “Sola” gibi yapılar, içlerinde barındırdıkları gelir ve teşvik modelleri, mesajlaşma çözümleri içindeki ödeme sistemleri ve reklamsız yapıları ile oyunun kurallarını en baştan yazıyor.

Kullanıcıların kendilerini artık güvende hissetmedikleri merkezi ağlar yerine, kullanıcı gizliliği ve mahremiyetine öncelik veren bu dağıtık platformlar, gelir modelleri bakımından da iyi birer alternatif olarak internet kullanımında yeni bir çağa yelken açmamızı sağlıyor.

 EBRU GÜVEN

By | 2019-11-26T10:44:57+00:00 Kasım 26th, 2019|Categories: Genel|Yorum yok

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin