EN TR

YENİ VERSİYON İNSAN

//YENİ VERSİYON İNSAN

YENİ VERSİYON İNSAN

Günümüzde üstel bir şekilde artan teknolojik gelişmeler, sadece uzay araştırmaları, IoT dediğimiz nesnelerin interneti, otomotiv “yazılımları”, yapay zeka ve makine öğrenmesi alanlarında değil artık biogenetik, 3D  organ ve doku gelişimi, sentetik DNA yazılımları tarafında da sessiz ve derinden bir ilerleme kaydediyor.

Bugün insanlığın ulaşabileceği son noktanın neresi olacağına dair sıkça tartışıldığı üzere insanın arayışı sadece Mutluluk mu, yoksa Ölümsüzlüğü de hedefliyor mu? İnsanın ölümsüzlüğü demek aynı zamanda Tanrısallaşması anlamına da gelmez mi?
Yuval Noah Hariri, Homo Deus kitabında bu başlıklar etrafında insan ırkının geleceğini tartışadursun, biz biraz daha yakın gelecekte, daha olası gerçeklere odaklanalım.

Google’ı hepimiz biliyoruz. Çoğumuza göre Google, sadece internette arama yaptığımız bir sayfa. Ancak Google sadece bir arama motorundan ibaret değil. Google’ın çatı şirketi Alphabet, bünyesinde yapay zekadan otonom araçlara, akıllı ev cihazlarından giyilebilir teknolojilere kadar çok fazla alanda yatırım yapan veya faaliyet gösteren dev bir oluşum.

İşin en ilgi çeken tarafı ise, Google’ın girişim sermayesi şirketi olan Google Ventures (yeni adıyla GV)’ın son zamanlardaki yatırımlarında ana odak noktasının tamamen sağlıkla ilgili geliştirmeler olması. Sağlık tabii ki çok geniş bir alan. Ancak GV’nin özellikle ilgilendiği konu: insan hayatını uzatmak. Google’ın, yani Alphabet’in sadece iki start-up’ından örnek vermek gerekirse; Calico yaşam süresini uzatmaya odaklanırken, Verily ise hastalıkları önleme üzerine araştırmalar yapıyor.

Yazımızın başında da bahsettiğimiz üzere bu alanda yapılan çalışmalar,  sessiz ve derinden ilerliyor, ve gizlilik nedenleri ile çok az bir kısmı kamuoyu ile paylaşılıyor. Bir yandan da tartışmalar tabi son hızla devam ediyor.

İnsan ömrünün uzaması mı önemli olan, yoksa kaliteli ve alıştığımız standartlarda devam edecek uzun bir ömür mü? Uzayan ömür, sosyal devlet harcama ve yardımlarına nasıl ek bir yük yaratacak? Diğer yandan insan nüfusunun artmasına bağlı olarak, 7 Milyar insanın bile fazla geldiği gezegenin felaket noktası da yaklaşacak mı?

Washington Post’da Kasım ayında yayınlanan bir makalede 20. yüzyıl itibariyle ortalama yaşam süresine 30 yıl eklendiği, ancak bu sürenin hep yaşlılık döneminin uzaması olarak algılandığı, bu nedenle de kültürel bir vizyon değişikliğinin gerektiği tartışılıyor: Uzun yaşamlar sorun değil; sorun, sahip olduğumuzun yarısı kadar yaşam için tasarlanmış kültürlerde yaşamak. Makalenin yazarı, Stanford Üniversitesi’nde Uzun Yaşam Araştırmaları yapan psikolog Prof. Laura L. Carstensen.

Teknolojinin hayatı kolaylaştıran bir araç olarak tasarlandığı bir dünyada, “babaanne testini” geçemeyen mesleklerin yakın gelecekte yerlerini robotlara, yazılımlara ve algoritmalara bırakacağını birçok kaynaktan, makaleden okuyor, gittiğimiz seminerlerde, izlediğimiz tartışmalarda duyuyoruz.  Şu an ilkokula başlayan çocukların iş hayatına atıldıklarında uğraşacakları mesleklerin en az %60’ını bugün henüz bilmiyor olmamıza ne diyorsunuz? Diğer bir deyişle, gelecek 15-20 yıl içinde şu an adını bile bilemediğimiz, tahmin bile edemeyeceğimiz yeni iş alanları, meslekler türeyecek.

Yaşam tarzları, iş alışkanlıkları evirilecek. Bu ortamda insan ömrünün sağlıklı ve kalite standartları yüksek bir şekilde uzuyor olması, insanın da bir yandan bu değişimlere adapte olması açısından da önem arz ediyor. Artık uzun yıllar çalışarak ileride geçireceğimiz huzurlu emeklilik yaşlarını düşünerek para biriktirme alışkanlıkları yerini birkaç emeklilik dönemi içerecek yeni yaşam biçimlerine bırakacak. Yani sadece yaşlılık dönemi değil, gençlik ve orta yaş dönemi de uzayacak.

Eğitim, aile yapısı, çoklu-jenerasyon çatışmaları ve yönetimi, çalışma ve iş yapış prensipleri… Aslında her şey birbiri ile bağlantılı olarak değişecek. Bu kapsamda yaşam boyu eğitim en önemli konu haline gelecek, hele ki teknolojinin bu kadar hızlı değiştiği bir dünyada.

Para olgusu da tabi ki değişecek. Devletlerin ileride “evrensel temel gelir” olgusuna daha çok yaklaştığını göreceğiz. Kaynakların eşit dağılımının olamadığı bir dünyada daha adil bir dağılıma teşvik edici, zorlayıcı sistemler, ve belki de ihtiyaçtan fazlasını tutmanın gereksiz olduğu görüşünün hakim olacağı bir mantalite göreceğiz. İnsanın işte bu noktada nasıl evirileceği çok önemli. Daha yaratıcı mi olacak, yoksa tembel mi?

Bu tartışmayı bir sonraki yazımda detaylı olarak ele alacağım. O vakte kadar sizleri bu konuda bir miktar düşünmeye davet ediyorum.

Ebru Güven

By | 2020-02-10T09:43:28+00:00 Şubat 3rd, 2020|Categories: Genel|Yorum yok

About the Author:

Siz de fikrinizi belirtin